Hız İstiyoruz Ama Onay Kuyruğundayız
Sabah toplantıları var, görev panosu var, iki haftalık döngüler var. Ama bir fikir için hala beş kişinin onayı bekleniyor.
Bu çelişkiyi çok gördüm. Ve sanırım sorun araçlarda değil, o araçların altındaki yapıda.
Onay zinciri kısalmadan hiçbir şey hızlanmıyor
Bir fikrin uzman seviyesinden genel müdürün masasına ulaşması için kaç yöneticinin kapısını çalmak gerekiyor? Gary Hamel bunu "organizasyonun zekasını körelten katmanlar" olarak tanımlıyor ve bence yerinde bir tespit. Çünkü her onay adımı sadece zaman kaybettirmiyor. Aynı zamanda insanın içinde bir şeyi de öldürüyor: "Zaten bir şey değişmeyecek" hissi tam da orada başlıyor.
Bunu somutlaştırayım: Diyelim ki bir ürün uzmanı, müşteri geri bildirimlerinden beslenerek küçük ama kritik bir süreç değişikliği öneriyor. Fikir mantıklı, veri var, uygulama maliyeti düşük. Ama sırayla takım lideri, departman müdürü, direktör ve genel müdür onayından geçmesi gerekiyor. İki ay sonra onay geldiğinde ya pazar değişmiş, ya başka bir ekip aynı şeyi çoktan yapmış, ya da o uzman artık o fikirden soğumuş oluyor.
Burada hiyerarşiyi tamamen ortadan kaldırmaktan bahsetmiyorum. Zaten bu mümkün de değil, gerekli de. Ama o hiyerarşinin yarattığı gereksiz mesafeleri kısaltmak mümkün. Bunun pratik karşılığı şu: Bir uzman, her adımda müdürüne sormak yerine süreci kendisi sahipleniyor. Yatay kariyer yolları, süreç lideri gibi ara roller tam burada anlam kazanıyor; dikeyde yükselmek istemeyenlere ya da yükselme sırası beklemeye vakti olmayanlara başka seçenekler sunuyor.
Görev tanımları değişen yapıya ayak uyduruyor mu?
Sahada çapraz fonksiyonlu takımlar kuruyoruz. Farklı departmanlardan insanlar bir araya geliyor, birlikte çalışıyorlar. Ama organizasyon yapısı değiştiğinde yani yeni bir raporlama hattı kurulduğunda, pozisyon isimleri güncellendiğinde, bir ekip yeniden yapılandırıldığında, görev tanımları çoğunlukla olduğu gibi kalıyor.
Bu küçük bir ihmal gibi görünüyor ama aslında etkileri yadsınamayacak kadar büyük.
Çünkü kişiler neye göre değerlendirileceğini biliyor ve davranışlarını ona göre şekillendiriyor. Pozisyonun adı değişti, raporlama hattı değişti ama görev tanımındaki sorumluluklar iki yıl öncesinin yapısını anlatıyorsa, o çalışandan çevik yapıya uygun davranış beklemenin zemini yok. Kafasında hala farklı beklentiler mevcut olabilir.
Görev tanımı revizyonu burada sadece idari bir güncelleme değil. Değişen raporlama hattı beraberinde neyi getiriyor? Bu pozisyon artık hangi kararları bağımsız alabiliyor, hangilerini eskisi gibi yukarı taşıması gerekiyor? Yeni yapıda diğer departmanlarla iş birliği bir beklenti mi? Bunların yazılı olması, o çalışanın kendisini doğru konumlandırmasına destek oluyor.
Örneğin bir şirket merkezi onay mekanizmasını kaldırıp takımlara daha fazla operasyonel özerklik verdiğinde, sahada çalışan kıdemli uzmanın görev tanımı buna göre güncellenmemişse o kişi ya hala onay bekleyebilir, çünkü tanımı öyle söylüyor, ya da ne yapacağını bilemeyebilir.
Performansı nasıl ölçtüğünüz, neyi önemsediğinizi gösteriyor
McKinsey'nin çevik organizasyonlar üzerine yaptığı çalışmalarda sürekli tekrar eden bir bulgu var: Performans yönetimi yıllık hedeflerden sürekli değerlendirmeye ve takım başarısına kaydığında işler gerçekten değişiyor. "Ne yaptın?" sorusu tek başına yetmiyor artık. "Değişen koşullara nasıl adapte oldun?", "Takım arkadaşın tıkandığında ne yaptın?" Bunlar da işin bir parçası olmak zorunda.
Dünya Ekonomik Forumu'nun öngörüsüne göre 2030'a kadar temel becerilerin yüzde kırkı değişecek. Bu hızda, bir çalışanın en kritik performansı belki de öğrenme hızı ve eskiyi bırakabilme kapasitesi. Mevcut işini hatasız yapabilmek tabi ki işin çok önemli bir parçası ama potansiyel başka bir şeyde gizli: belirsizlik anında nasıl ayağa kalktığında.
Bunu performans değerlendirmesine yansıttığınızda somut bir hal alıyor. Bir çalışan döngü sonunda sadece teslim ettiği iş miktarına göre değil, süreçte nasıl karar aldığına, engel gördüğünde nasıl davrandığına göre de değerlendiriliyorsa, bu hem o kişiye net bir beklenti koyuyor hem de sistem gerçek anlamda çevik bir kültürü besliyor.
Yapıyı değiştirmek yetmiyor, zemini de kurmak gerekiyor
Bütün bunları bir arada düşününce, yapısal değişikliklerin tek başına yetmediği görülüyor. Raporlama hatlarını azaltabilirsiniz, görev tanımlarını güncelleyebilirsiniz, performans kriterlerini yeniden yapılandırabilirsiniz ama bunların çalışması için bazı psikolojik ve sosyolojik gereklilikler de mevcut.
Amy Edmondson'ın psikolojik güvenlik üzerine yaptığı araştırma basit ama çok önemli bir şey söylüyor: İnsanlar hata yapacaklarından korktukları ortamlarda susuyorlar. Onay beklemek, inisiyatif almaktan daha güvenli hissettiriyor. Ve sistemin kurulma şekli düşünüldüğünde kişiler için bu rasyonel bir tercih oluyor.
Bunu şöyle düşünün: Raporlama hattı kısaldı, uzman artık daha özerk. Ama o uzman ilk bağımsız kararında yanıldığında nasıl bir tepkiyle karşılaştı? Eğer o an "neden onay almadan hareket ettin?" sorusuysa, sistem kâğıt üzerinde değişmiş ama pratikte değişmemiştir.
Morrison ve Milliken bunu "örgütsel sessizlik" olarak tanımlıyor. Korn Ferry'nin araştırmaları gerçek anlamda çevik profile sahip insanların oranını yüzde on beş olarak açıkladı. Bu oranı artırmanın yollarından biri insanların yanılmayı göze alabildiği, "burada yanlış yaptık, farklı bir şey deneyelim" diyebildiği bir kültür.
Son olarak
Sabah günlük toplantılarınız devam ediyor olabilir, görev panonuz dolu olabilir, iki haftalık döngüleriniz düzenli kapanıyor olabilir. Ama yapı değiştiğinde görev tanımları güncellenmiyorsa, performans kriterleri eski kalıplara göre işlemeye devam ediyorsa, kişi ilk bağımsız kararında tepkiyle karşılaşıyorsa, yapının adını ne koyduğunuzun pek önemi kalmayabilir.
Çeviklik hiçbir organizasyon için bir anda gerçekleşmiyor ama genellikle biri "burada yanılıyoruz" diyebildiğinde gerçek anlamda başlamış oluyor.
Kaynaklar
Hamel, G. & Zanini, M. (2020). Humanocracy: Creating Organizations as Amazing as the People Inside Them. Harvard Business Review Press.
Edmondson, A. C. (2018). The Fearless Organization: Creating Psychological Safety in the Workplace for Learning, Innovation, and Growth. Wiley.
Morrison, E. W. & Milliken, F. J. (2000). Organizational Silence: A Barrier to Change and Development in a Pluralistic World. Academy of Management Review, 25(4), 706–725.
World Economic Forum. (2025). The Future of Jobs Report 2025. Cenevre: WEF.
Korn Ferry. (2025). How to Spot Adaptive Leaders — Agility Assessment. kornferry.com
McKinsey & Company. Agile Organizations araştırmaları. mckinsey.com